Hamburger Sağlıklı Mıdır?

Yerden yere vurulan hamburger namından çok daha iyi çıktı. Bu değerlendirme endüstriye bağlı bilimcilerden değil, Stiftung Warentest’ten gelmektedir. Denetimciler 2005 yılının ilkbaharında fast-food restoranlarından ve süpermarketlerden 19 hamburger incelemişlerdir ve test sonuçları olumlu çıkmıştır.

Köfteli emeklerin sekiz (8) tanesi iyi olarak sınıflandırılmış, on (10) tanesi orta ve yalnızca bir tanesi yeterli notu almıştır. Stiftung Warentest, Hamburgerin her gün tüketilmediği veya birkaç tane birden tüketilmediği sürece, düzgün bir ürün olduğunu, her halükarda kötü bir gıda olmadığını vurgulamaktadır. 

Ancak bazı beslenme bilimcileri yapılan bu araştırmaya hiç de olumlu tepki vermemiştir. Potsdam-Rehbrücke’deki Alman Beslenme Araştırmaları Enstitüsü’nden olan Gunda Backes, “Bu beni şaşırtmadı” demiştir. Genelleme olarak bir gıdanın sağlıksız veya kötü olduğu söylenemez, bu hamburger için de geçerlidir. Backes, hastalıklardan korunabilmek için, beslenmenin bütününde dengeli olması ve yeterli miktarlarda vitamin, mineral, eser element ve posa içermesinin daha önemli olduğunu belirtmiştir.

Backes’e göre, obezite riski ile ilgili önemli olan ‘sağlık konusunda genellikle olduğu gibi’ tüketilen miktarlardır: “İhtiyacım olduğundan fazla kalori almadığım sürece hamburger yiyebilirim.” Ancak tüm beslenme uzmanları konuya bu kadar bağımsız yaklaşmıyor.

Bazıları için McDonald’s, Burger King ve benzerleri birinci düşman ve birçok medeniyet hastalığının ana sorumlusudur. 2004 yılının yaz ayında, “Super Size Me” adlı bir film fast-food semirmesinin görünürde nelere sebep olabileceğini etkileyici bir şekilde gözler önüne sermiştir. Başrol oyuncusu olan Matt Spurlock, dört haftalık 5000 kalori diyeti boyunca yalnızca kilo almakla kalmamıştır.

Kendi ifadesine göre, karaciğer yağlanması, iktidarsızlık ve nefes darlığı da çekti; en son doktorlar tek taraflı beslenmeyi kesmesini tavsiye etmiştir. Stiftung Warentest denetimcileri, olumlu hamburger değerlendirmelerine sonunda kendiler de sınırlamalar getirmiştir. Bu değerlendirmenin, fast-food sektörünün “temiz kağıdı” olmasını istemiyorlardı. Olumlu sonuç alan hamburgerler için bu değerlendirmenin sadece malum garnitürlerden feragat edildiği sürece geçerli olduğunu ifade etmişlerdir.

Ancak Stiftung Warentest’in tavsiyesine çok az kişi uymaktadır. Hamburgerin yanında kim elma suyu, portakal suyu, vişne suyu veya salata seçiyor? Müşteriler genellikle menü seçmektedir. Hamburgerin yanında patates kızartması ve bir içecekten oluşan menülerin tek bir hamburgerden fiyat farkı neredeyse yoktur. Tam da bu kombinasyon tehlikeli ve fast-food restoranlarında tüketilen yemekleri oburluğa dönüştürmekte. Süper boy porsiyonlar tartışmasız şişmanlatıyor. bir adet (1) çift katlı (double) hamburger, kola ve patates kızarması 1200 kalori anlamına gelmektedir. Bu miktar da, 14 yaşında olan bir çocuğun günlük ihtiyacının sadece yarısıdır. Dolayısıyla, bu yaşta alınan bir öğün 600-700 kaloriyi geçmemelidir.

Genellikle düşük fiyatlar ile reklamı yapılan o büyük porsiyonlardan çocukları uzak tutmak gereklidir. Avrupa Birliği’nin Sağlık ve Tüketici Güvenliğinden sorumlu Komiseri Markos Kyprianou, Stiftung Warentest’in sonuçlarının yayımladığı hafta, eğer bu sektör kendi kendine sınırlamalar getirmez ise, sağlıksız gıdaların çocuklara yönelik yaptıkları reklamların yasaklanmasını talep etmiştir. Yiyecek üreticileri, sınırlamalar getirme fikrine soğuk bakmıyor. Ancak yiyecekleri tüketenlerin kendilerini sınırlamaları zordur.

Kopenhagen Üniversitesi’nden beslenme uzmanı Arne Astrup: “Biz insanlar, çok yüksek kalori içerikli bir gıdayı ayır edebilmek ve yediğimiz miktarı buna göre sınırlayabilmek durumda pek değiliz” demektedir. Restoran zincirlerinin, “daha büyük, daha yağlı ve daha fazla kalorili” prensibinin son yıllarda geliştirmelerine şaşmamak gerek. McDonald’s restoranlarında kalori ve besin değerlerini gösteren tablolar, tepsi örtülerinin arka tarafında yer almaktadır. Diğer büyük zincirler ise bu değerleri kendi internet sitelerinde yayımlamaktadır. Ancak son 50 senede fast-food restoranlarındaki porsiyonların büyüklüğü 2 ile 5 kat arasında artmıştır. Öğünlerin kalori değerleri de oldukça yükselmiştir. Günümüzde fast-food restoranında tepside 100 gramda 263 kilokalori bulunmaktadır. Oysa ortalama bir Orta Avrupalının günlük beslenmesinin enerji değeri, 100 gramda yalnızca 160 kilokaloridir. Tavsiye edilen miktar ise, 100 gramda 125 kilokaloridir.

Şirketlerin, porsiyonların büyüklüğünü ve kalori miktarlarını azaltma yönünde kendi başlarına geliştirmiş oldukları önlemler ancak ağırdan alınarak hayata geçmektedir. Bazı üreticiler son zamanlarda daha sağlıklı ürünler sunuyor olsa da, küçük porsiyonlar, yağsız etten yapılan hamburgerler veya kepekli ürünler ve meyve fast-food restoran zincirlerinde halen istisna oluşturmaktadır. Kalite testini gerçekleştiren araştırmacılara göre hamburgerlerin kralı kalori açısından sinek siklet bir ürün “McDonald’s cheeseburger”. Denetleme yapanlar bu ürünü “bir hamburgerin olması gerektiği kadar lezzetli ‘dana eti ve mangal tadı’ olduğu için laboratuvar incelemesinde ikna ettiği için” övmüşlerdir. Bu ürünün kalori miktarı ise sadece 284 kilokaloridir.

Test sonuçları için hijyen ve paketlemenin dışında, özellikle besin değeri ve kalori miktarı belirleyicisiydi. Listenin son sırasını ise en ağır hamburger olan, Burger King’in “Chicken Supreme” adlı ürünü almıştır. Teste dahil edilen diğer tavuk ürünleri de hayal kırıklığı yaşatmıştır.

Olumlu olarak değerlendirilen hamburgerlerin, fast-food restoran zincirlerinde beslenmenin serbest olduğu anlamına gelmediğini, uzun zaman gerçekleştirilen bir araştırma daha doğrulamaktadır. Amerikalı bilim adaları bu araştırma için 15 sene boyunca, ABD’de 3000 genç yetişkinden veri toplamışlardır. Sonuç ise çok açık ve daha kısa araştırmalarda edilen tecrübeleri doğrulamaktadır. Haftada iki defadan fazla fast-food restoranda yemek yiyenler, bu tarz yerlerden daha az yiyen yaşıtlarına kıyasla, dört-beş (4-5) kilo almaktadır. Big Mac’lerin ve Double Whopper’ların hayranlarında ise iki kat daha yüksek insülin direnci görülmüştür. Bu da, diyabet hastalığına yakalanmak için daha yüksek bir risk anlamına gelmektedir.

Danimarkalı beslenme uzmanı Arne Astrup, “Kilo alımına sebep olan, sadece fast-food beslenme değildir” demektedir. Fast-food restoranlarının müdavimlerinin genel olarak sağlıklarına daha az özen gösteren kişiler olduğunun bilindiğini de söylemektedir. Bu tarz insanların daha fazla içki tükettiklerini, daha yağlı ve tatlı yediklerini, nadiren meyve, sebze ve kepekli gıdalar tükettiklerini ve az hareket ettiklerini de ifade etmektedir.

Astrup, “Hamburgerciye müdavim olmak, sağlıksız bir hayat tarzının genel bir göstergesidir” demektedir.

 

Yazar: Rostislav

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir